![]()
![]()
http://www.yuregimsin.com/kendine.htm
"KENDİNE İYİ BAK"
“Kendine iyi bak” bir veda degil elveda cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde...
"Kendine iyi bak." Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim. Istesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
"Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum."
"Kendine iyi bak derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine Iyi Bak” gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizligine bürününceye kadar…"
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine Iyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler.
"Kendine iyi bak" derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek. "Kendine iyi bak" derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin… Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler.
Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. Kirildim ve affedemiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak; derler. Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum; diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler.
"Kendine iyi bak" bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem… Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak, aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi? Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?……….
Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de Kendine Iyi Bak.
"Kendine iyi bak" derler, kursunu kafana sıkıp giderler... ...
Alıntı....
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Berat Gecesi ve Fazileti
Dinimizde özel bir yeri olan mübarek gecelerin ihyası, biz Müslümanların, Rabb'imize karşı kulluk vazifelerini kâmilen yapıp yapmadığımız hususunda kendimizi bir muhasebeye çekme fırsatı ve görevlerimizi yeniden hatırlatma imkânı bulmamız noktasında büyük bir öneme haizdir. Bu gecelerden birisi de şâban ayının on dördünü on beşine bağlayan gece yani Berâet Gecesi'dir.
Bu geceye; bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle "mübarek"; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkarılmaları sebebiyle "berat"; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle "rahmet"; bu geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kulların arasına alınması sebebiyle de "berae ve sakk" adı verilmiştir.
Kur'ân'ı Hakîm'de ve hadis-i şeriflerde şânından bahsedilen 'Berat Gecesi'nin hikmet ve fazileti şu beş esasta toplanmıştır:
1- Her önemli, muhkem iş bu gecede ayrılır. Bir sene müddetle olacak hadiseler, rızıklar, eceller, hastalıklar, zelzeleler ve harpler vs. bu gece hükme bağlanıp, Allah'ın izniyle, bu işleri görecek meleklere telsim olunur.(1)
2- Bu gecede yapılan ibadetin fazileti çok büyüktür. Bu yüzden dolayı Peygamber'imiz (s.a.v.) bu gece her zamankinden daha çok ibadet ve taatte bulunmuşlar ve şöyle buyurmuşlardır: "Şaban ayının yarısı gecesi (Berat) oldu mu, onu ibadet ve taatle geçirin, gündüzünde de oruç tutun."(2)
3- Hak Teâlâ bu gece rahmetini bol bol indirir ve ihsan eder. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Allah Teâlâ bu gece güneşin batışından itibaren dünya semasına rahmetle tecelli eder ve şöyle buyurur: 'Yok mu istiğfar eden, onu mağfiret edeyim, yok mu rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu hastalığa yakalanan ona afiyet vereyim!?...' 'Yok mu şunu isteyen, yok mu bunu isteyen?..' diye ta fecre kadar devam eder."(3)
4- Bu gece müminler için af ve mağfiret gecesidir. Bu gecede pişmanlık ve samimiyetle tövbe edenlerin günahları bağışlanır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Allah (c.c.) bu gecede Benî Kelb Kabilesi'nin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları cehennemden kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, Müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebetleri kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana-babasına asi olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz."(4)
5- Bu gecede Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'e şefaatin tamamı verilmiştir. Peygamber'imiz (s.a.v.) şâbanın on üçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi, on dördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi, sonra on beşinci gecesi niyaz etti hepsi verildi.(5)
Rabb'imize sonsuz hamd ü senalar olsun ki bizleri de Habîb'inin ümmetinden eyledi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz'in şefaat hakkında gördüğü bir rüya, başlarımızı secdelerden kaldırmadan ne kadar hamd ve şükürde de bulunsak bu nimetin hamdini ve şükrünü eda edemeyeceğimizi gösteriyor:
Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) ahireti şereflendirdikleri zaman, Hz. Ebu Bekir bir rüya gördü. Uykusunda öyle şiddetle ağladı ki kapısı önünden geçerken ağlamasını işittim. Merak edip kapısını çaldım. Kapıyı açtı, gözlerinin yaşı, şakaklarının üzerinden akıyordu. Sordum ki: 'Ya Ebâ Bekr! Niçin bu kadar ağladınız?' 'Benim için Ashab'ı topla, gördüğüm rüyayı onlara haber vereyim' dedi. Ben de haber verdim, cümlesi geldi. Hz. Ebu Bekir buyurdular ki: 'Gördüm ki kıyamet kopmuş, insanlar hesap yerine sevk olunuyor. Bir bölük mevki sahipleri gördüm, minber üzerinde yüzleri parlak, yıldız gibi parlıyor. Bir meleğe sordum:
- Bunlar kimlerdir?
- Bunlar peygamberlerdir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'i bekliyorlar. Zira şefaat etme yetkisi O'nun elindedir.
- Rasûlullah (s.a.v.) nerededir?
- Arşın kenarındadır.
- Beni ona götür. Ben O'nun hizmetçisi ve arkadaşıyım.
Melek beni Rasûlullah (s.a.v.)'in huzuruna götürdü. Gördüm ki mübarek başı açık, sarığını arşın önüne koymuş, ridası ile belini bağlamış, sağ eli arşın kenarında, sol eli cehennemin kapısının halkasında, istiğase edip, şöyle diyor: 'Ya Rabb'i! Ümmetime merhamet buyur. Onların içinde âlimler var, evliya var, salihler var, mücahitler var.' Allah Teâlâ'dan nida geldi ki: 'Ya Muhammed! İtaat edenleri söylersin. Asileri, fasıkları, şarap içenleri, zalimleri faiz yiyenleri, zina yapanları, kan dökücüleri zikretmezsin.' Rasûlullah (s.a.v.): 'Ya Rabb'i! Onlar Senin buyurduğun gibidir; fakat onlarda müşrik, sana oğul isnat edici ve puta tapan, tevhidden dönücü yoktur. Ümmetim üzerine şefaatimi kabul eyle. Gözlerimden akan yaşlara acı!' deyip yalvarmaya başladı. Ben Efendimiz'e aşırı sevgimden ve kıyamadığımdan dedim ki: 'Ya Rasûlallah! Niçin bu kadar ağlıyor ve yalvarıyorsunuz? Kendinizi çok yoruyorsunuz.' Mübarek başını kaldırdı, sol eli cehennemin kapısının halkasında idi, cehennem kapısını bağlayıp buyurdu ki: 'Ya Ebâ Bekr! Rabb'imden ümmetimi sordum, yalvarmam aşırı olduğu için, Rabb'im şanına uygun olarak ümmetimi bana bağışladı. Benim ümmetim üzerine üzüntümü kaldırdı.'
Ben soracaktım ki: 'Ya Rasûlallah! Hak Teâlâ bazısını mı bağışladı, yoksa hepsini mi bağışladı?' sen kapıyı çaldın, ben uyandım. Hz. Ebu Bekir bu sözü söylediği anda, evin içinden bir ses işittik: 'Hepsini bağışladı ya Ebâ Bekr! Yalnız bir mü'mini kasten öldürenleri bağışlamadı.' Hepimiz kalkıp, Allah Teâlâ'ya hamd ettik ki, bizleri böyle bir peygamberin ümmetinden eyledi."(6)
Hz. Âişe (r.anhâ) anlatıyor: Şaban ayının on beşinci gecesi, uyandığımda Rasûlullah (s.a.v.)'i yanımda bulamadım. Kendi kendime: 'Belki diğer ailesinin yanına gitti.' dedim. Bunun üzerine evden çıkıp mescide uğradım. Onu mescitte secdede şöyle dua ederken gördüm: 'Ey Allah'ım! Sana bütün azalarım ve ruhum secde etti. Kalbim Senden emin oldu. İşte şu elimdir. Onunla ben kendime kötülük yapmadım... Yüzüm kendisini yaratan ve suretlendiren, kendisine görme ve işitme organları yaratana secde etti.' Sonra Rasûlullah (a.s.) başını kaldırarak şöyle niyazda bulundu: 'Ey Allah'ım! Bana şirkten arınmış bir kalp ver, kâfir ve şaki olmasın, her türlü kötülükten beri olsun.' Sonra tekrar secde etti. Rasûlullah'ın secdede şöyle dediğini işittim: 'Senin öfkenden rızana, azabından affına, Senden Sana sığınırım. Sen Kendine sena ettiğin gibi Ben Sana sena edip Senin senalarını sayamam. Ben kardeşim Davud'un 'yüzümü toprağa, Ulu Allah'ım için koydum. Yüce Allah'ımın beni bağışlaması yaraşır.' dediği gibi derim.'(7)
Bu hadis-i şeriften Berat Gecesi'nde Rabb'imize nasıl dua edeceğimizi ve nasıl yalvarmamız gerektiğini alışıyoruz.
Hakkında bu kadar hadisler bulunan bu mübarek gece ve diğer mübarek gecelerin Müslümanlar tarafından ihyasını içlerine sindiremeyen, kulların Cenâb-ı Hakk'a yönelmelerini, günahları için tövbe etmelerini, ibadet etmelerini hazmedemeyen bir takım insanlar: "Bu geceler de ihya edilir mi, kutlanır mı, bu gecelerin diğer gecelerden ne farkı var?" gibi boş sözlerle Müslümanların kalplerine şüphe tohumu ekmeye çalışmaktadırlar. Bu tür insanların nakıs görüşlerine karşı dikkatli olmamız gerekir. Biz Müslümanlar bu gibi yanlış görüş ve akımlara kapılmamalı ve ayık olmalıyız. Dinimizi kimden, nereden, hangi kaynaktan öğrendiğimize dikkat etmeliyiz. Aksi takdirde ihyası kaçınılmaz olan Berat Gecesi ve diğer mübarek geceleri gafletle geçirip, o rahmetten, lütuf ve ihsanlardan mahrum kalır ve kendi nefislerimize zulmetmiş oluruz.
Bu münasebetle bu rahmet gecelerini ihya etmeye çalışalım. Kur'an tilavet edelim, zikrullah, tevbeler, salâvatlar okuyalım, sadakalar vererek, kaza namazları kılarak geceyi değerlendirelim, teheccüd ve nafile namazlarla da bu geceyi dolu dolu ibadet ve taat şenliğinde idrak etmeye çalışalım. Bütün Müslümanların berat kandili mübarek olsun. Âmin!
"Cenâb-ı Hakk'ı sevmenin alâmeti, O'nun emirlerini geciktirmeden yapmaktır."
Hz. Abdullah Farukî el-Müceddidî (k.s.)
Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:
“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır”. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.
Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.
Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
—“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
—“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
—“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
—“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.
Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."
- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ey herkes unuttuğunda bizi anan Rabbimiz; yüzümüzü, elimizi, bakışımızı, dokunuşumuzu veren Rabbimiz, bizi seni unutanların arasından çıkar al.
Bizi bizsiz bıraksanda sensiz bırakma.
Allah’ım lütfetki gittiğimiz heryere huzur götürelim.
Bölücü değil, birleştirici olalım.
Nefret olan yere sevgi, yaralanma olan yere affedicilik, kuşku olan yere inanç, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık, üzüntü olan yere sevinç götürmeyi bize lütfet Ya Rabbi.
Allah’ım gönlümüzde olanları, hakkımızda hayır eyle, hakkımızda hayır olanlara gönlümüz razı eyle, mübarek kandilini kurtuluşumuz eyle.
Amin.
Allah’ım mübarek günlerin hürmetine, Hak olarak indirdiğin Kuranı Kerime olan isteğimizi artır.
Onun tilavetini gözlerimize nur, içimize şifa kıl.
Allah’ım kuranı kerimle dilimize hayır söz, yüzümüze güzellik, vücudumuza kuvvet ver.
Allah’ım terazimizi dengele, yolumuzu doğrult, önümüzü aydınlat.
Amin...
Bizleri yoktan vareden Yüce Rabbimiz buyuruyorki; yokmu bağışlanma dileyen bağışlayayım, yokmu rızık isteyen rızıklandırayım, yokmu şifa isteyen şifa vereyim...
Bugün Berat Kandili, bu gün geride bırakılan tüm amellerin Mevlaya arz günü...
Berat kandiliniz mübarek olsun...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı